
•
Bu metindeki olaylar ve kişiler gerçek gözlemlere dayanmakla birlikte, yazarın bakış açısıyla abartılmış ve kurgulanmıştır.
Belden aşağı bir ton duygu akarken, isli dar sokaklardan geçerek geldim buraya. Kaderi trajediyle mühürlenmiş kıymetli bir sanatçının koca yürekli mirasçısını dinlemeye, belki aynı kaderi yazmaya belki de kendi sonumu bir başkasının notasında bulmaya… Bir buğulu ritme kapılır gider ruhum bu yüzden. Mor ve mavi desenli bacaklarımdan akar tüm asaletim ve bir barın kapısında kırmızı başlıklı kız oluveririm. Saçlarımdan bakışlarıma kadar sahiplenirim ateşin adını.
İçerisi tütün, ter ve veda kokuyor. Kuytu köşelerde hayatımı romantize edişim, aslında içimdeki o koca boşluğu kelimelerle doldurma çabam. Senaryolar yazarım ve bana bakan bir sürü kurdu fark eder asıl kimliğim; o an zihnimdeki aynalar kırılır, herkesi birer gölge gibi görmeye başlarım. “Herkes kendi yoluna gider!” diye bağırır haşin duvarlar. Oysa benim yolumun sonu, yirmi yedinci yılımın bu sisli gecesinde gizli.
Buranın havası iyi geldi bana. Çünkü evvel zaman içinde, incecik zarafete sahip bir şair adam rengindeydim. Gül, kahve ve hardal kokuyordum, bazen de sadece keder… Adım “S” ile başlar; Sait, Salih, Sabahattin… Belki de sadece sessizlik. Gerisini ben bile bilmedim hayatım boyunca. Kaybolmuşların ve kalp sesi kısılmışların yüzeysel eğlenceleri arasında, tüm o ucubelerin aslında zararsız olduğu bir zamanda sıkışmış ama bir o kadar da süzülüyordum umarsızca.
Aynı zamanda bir kadınım ama ne kadın… Atlarım okyanusa balıklama, bu halim köpekbalıklarını unutturur yüzgeçleri bile yelken olur. Kapatırım gözlerimi siyah, kenarları çimenden kalkanımla ve isterim; isterim ki görmesinler ruhumu hiçbir şekilde. Sinmişim kirli beyazın dibine, en mahremimi gizler gibi ama marifetimin en güzelini gösteririm kelimelerle.
Derken onu gördüm. Gözlerinde benim on yıl önce kaybettiğim o vahşi ışık vardı. Babasının elini tutup kayan kızlar; yıldızlar, kafası çiçekten olanlar ve sahtekâr dilenciler de geçerdi buradan ama o başkaydı. Bir anlığına Loki’nin yaramazlığına katıldım ve bakıp durdum benimkilerden çok farklı olan o bembeyaz, yarasız bacaklara. Kendi hayatlarında bulamadıkları merhameti, bir sokak kedisini okşayarak arayan o yabancı ruhlar bile ona bakarken duraksadı.
Onun sahneye çıkması gerekiyordu. Benim sustuğum yerde onun bağırması, benim söndüğüm yerde onun parlaması… Kendi hayat hikâyemden on yıl çalıp ona hediye ettim. Onu spot ışıklarının altına, okyanusun ortasına ittiğimde; aslında kendi on yedi yaşıma, o kırılmamış masumiyetime bir veda öpücüğü veriyordum. O, alkışların arasında hayatının en büyük heyecanını yaşarken; ben, dünyadaki son iyiliğimi yapmanın verdiği o buruk tebessümü dudaklarıma yerleştirdim. Bir yıldız doğarken, başka bir yıldız sessizce kayıp gidecekti..
Dışarı çıktım. Gece soğuk, zihnim ise o blues çığlıklarıyla çoktan uyuşmuş. Nazik görünümlü gölgelerin arasından sıyrılıp arabama yürüdüm. Artık bir ‘hiç’ gibiydim. Bir şeye değmeyecek gibi… İçimdeki arzular hâlâ bir şeyler fısıldıyordu belki ama yirmi yedi yılın yorgunluğu daha baskındı. Son bir hata yapmak, son kez ‘hissetmek’ istedim ama direksiyonu kırdığımda karşımda sadece o devasa kırmızı kamyonun ışıkları vardı.
Yirmi Yediler Kulübünün karanlığına gömüldüm.
On yıl sonra, artık yirmi yedi yaşında bir kadın ve başarılı bir sanatçı olarak isimsiz bir mezarın başında duruyordum. Elimde bordo ve hardal rengi çiçeklerle. O gece bana sahneyi bırakan kadının, aslında kendi on yıl sonraki halim olduğunu hiç hatırlamayacaktım. Ama mezar taşına dokunduğumda burnuma tütün ve is kokusu gelecek, kalbimde ise hiç susmayan bir blues ritmi yankılanacaktı.

Hoşgeldin! Düşüncelerini paylaş lütfen 😊